Adetliyken “Kün Fe Yekün” Okunur mu? Tarihsel ve Düşünsel Bir İnceleme
Tarih boyunca dinî metinlerin okunma biçimleri, ibadet ritüelleriyle iç içe geçmiştir. Her dönemde farklı yorumlarla şekillenen bu pratikler, özellikle kadınların ibadet hayatı söz konusu olduğunda, toplumsal ve kültürel bir tartışma alanı haline gelmiştir. “Kün Fe Yekün” ifadesi — yani “Ol der, olur” — Kur’an-ı Kerim’in yaratılış kudretini anlatan en güçlü ayetlerinden biridir. Ancak bu ifadeyi adet döneminde okumak caiz midir? İşte bu sorunun hem tarihsel hem de teolojik arka planına birlikte bakalım.
“Kün Fe Yekün” İfadesinin Anlamı ve Kökleri
“Kün Fe Yekün” Arapça bir ifadedir ve “Ol der, olur” anlamına gelir. Kur’an-ı Kerim’de bu ifade, Allah’ın mutlak kudretini vurgulayan birçok ayette geçer. Özellikle Yasin Suresi 82. Ayet ve Bakara Suresi 117. Ayet bu bağlamda öne çıkar.
Bu söz, yaratılışın ilahi boyutunu, zamanın ve mekânın ötesindeki bir kudreti temsil eder. Tarih boyunca İslam düşünürleri bu ifadeyi, Allah’ın iradesinin sınırsızlığını göstermek için kullanmıştır. İbn Sina’dan Gazali’ye kadar pek çok alim, “Kün Fe Yekün”ün yalnızca bir yaratılış formülü değil, aynı zamanda varlığın metafizik yasası olduğunu vurgular.
Tarihsel Süreçte Kadın ve İbadet Pratikleri
İslam toplumlarında kadınların adet döneminde ibadetle ilişkisi, erken dönemden itibaren tartışma konusu olmuştur.
Klasik fıkıh kitaplarında, adetli kadının namaz kılamayacağı, oruç tutamayacağı ve Kur’an’a dokunamayacağı genel kabul olarak yer alır. Bu hüküm, Kur’an’ın doğrudan bir ayetine değil, hadis ve sahabe uygulamalarına dayanır.
Ancak burada önemli bir ayrım yapılır: Kur’an okumak ile dua etmek farklı kategorilerdir. “Kün Fe Yekün” doğrudan Kur’an’dan bir ayet olsa da, günlük hayatta dua niyetiyle söylendiğinde, bu eylem Kur’an tilaveti sayılmaz. Bu nedenle pek çok çağdaş ilahiyatçı, adet döneminde bu ifadeyi zikir veya dua olarak okumayı caiz görür.
Modern Dönemde Akademik Tartışmalar
Günümüz İslam düşünürleri, bu konuda daha esnek ve bireysel vicdanı önceleyen bir yaklaşım benimsemektedir. Prof. Dr. Hayrettin Karaman gibi çağdaş fıkıh alimleri, Kur’an’a dokunma yasağının tartışmalı olduğunu ve dua veya tesbih niyetiyle ayet okunabileceğini belirtir.
Benzer şekilde Prof. Dr. Mustafa İslamoğlu, “Kün Fe Yekün” gibi kısa ifadelerin, inanç tazeleme anlamı taşıdığını, dolayısıyla adetli kadınların bunları dile getirmesinde bir sakınca bulunmadığını savunur.
Bu tartışmalar, yalnızca ibadet pratikleriyle değil, aynı zamanda kadınların dinî alandaki görünürlüğüyle de ilgilidir.
Modern çağda, manevi bağın cinsiyet ya da biyolojik süreçlerle sınırlanamayacağı fikri giderek güç kazanmaktadır.
İlahiyat fakültelerinde yapılan akademik çalışmalar, adetli olmanın kadını “manevi olarak eksik” kılmadığını, bunun yalnızca ritüel bir temizlik haliyle ilişkili olduğunu vurgular.
Toplumsal Yansımalar ve Ruhsal Boyut
“Kün Fe Yekün” ifadesi, aslında insanın umut ve teslimiyet anlarını temsil eder. Bir sıkıntı anında, bir dileğin gerçekleşmesi için söylenen bu söz, kalbe güç veren bir manevî çağrıdır.
Adetli bir kadının bu sözü zikretmesi, Allah’ı anma bilincinden uzaklaşmak değil, tam tersine, o bilinci yaşamın her anına taşımaktır.
Geleneksel bazı yorumlarda bu dönem “arınma ve bekleme zamanı” olarak görülürken, modern yaklaşımlar, bu sürecin manevi bağın kesilmesi anlamına gelmediğini savunur.
Nitekim İslam tarihinde pek çok kadın mutasavvıf ve alim, zikir ve dua uygulamalarını bu dönemlerde de sürdürmüştür.
Sonuç: Maneviyatın Sürekliliği ve Kadının Yeri
Adetliyken “Kün Fe Yekün” okunup okunamayacağı meselesi, yalnızca fıkhî bir soru değildir; inanç, cinsiyet ve ruhsal süreklilik ekseninde tarihsel bir tartışmadır.
Tarih boyunca değişen yorumlar, dinin özündeki evrensel gerçeği hatırlatır: Allah ile bağ kurmak, bedensel sınırlara sığmayacak kadar derin bir eylemdir.
Bugün gelinen noktada, adetli bir kadının “Kün Fe Yekün” demesi, imanını ifade etmesinin doğal bir parçası olarak görülmelidir. Çünkü bu söz, yalnızca bir ayet değil, yaratılışın kalbinde atan ilahi bir sırdır — “Ol der, olur.”